Doğrudan, Yanlıştan, Şeriattan Bahsediyorlar…

Kendilerini şeriatın bekçisi, Ehl-i Sünnet’in kalesi gibi takdim ediyorlar…
Hatta daha ileri gidip “Mahmut Efendi’nin yolunun yılmaz muhafızları, rabıtanın zabıtası” gibi iddialı rollere soyunuyorlar…
Ne var ki Mahmut Efendi Hazretleri’nin şeriat hassasiyetinden eser bile yok üzerlerinde…
Külliyede gece vakitleri icra edilen sohbetler
Buyurun şimdi beraber bakalım:
Şu külliyede gece vakitleri icra edilen sohbetler dosyasını açalım…
Ardından, spor salonlarında kadın–erkek karışık düzenlenen akşam programlarını koyalım masaya…
Ve asıl soruyu soralım:
Mahmut Efendi Hazretleri hayatı boyunca nerede kadın–erkek karışık bir topluluğa hitap etti?
Hangi “akşam programında” külliyeye kadınları özel olarak topladı?
Kadınların gece 10’da, 11’de, 12’de tek başlarına İstanbul’un bir ucundan öbür ucuna sohbetten dağıldığı hangi dönemde vuku buldu?
Bugün ortaya çıkan manzara son derece açıktır:
Gecenin bir yarısı program bitiyor…
Genç kardeşlerimiz, çarşaflı bacılarımız, talebelerimiz
metroya, İETT’ye, dolmuşa, tramvaya, metrobüse karışıyorlar.
Kadın–erkek omuz omuza, mahremsiz, sıkışık, karma karışık bir ortamda.
Saat gece 10… 11… 12…
Sırf “dînî sohbet” var diye
karanlık sokaklardan yürüyor,
ıssız duraklarda bekliyor,
kalabalık hatlara binip
Sultanbeyli’ye, Tuzla’ya, Gebze’ye, Beylikdüzü’ne dağılıyorlar.
Şimdi söyleyin:
Bu tabloyu
hangi şerîat,
hangi tasavvufî disiplin,
Mahmut Efendi hazretlerimizin hangi hassasiyeti ile bağdaştırmayı düşünüyorsunuz?
Kendilerini şeriatın “reddiyecisi” ilan ederek etrafa parmak sallayanların,
Mahmut Efendi’nin adını slogan hâline getirenlerin,
“biz Ehl-i Sünnet’in kalesiyiz” diye ortalıkta dolaşanların bıraktığı manzara
tam olarak budur.
Sözde savundukları davanın
en temel çizgisini bile muhafaza edemiyorlar.
Hadi buyrun…
Madem “yanlışa yanlış” demekten söz ediliyor,
hep beraber buna da yanlış diyelim!