Şehit Bayram Hocamız Anlatıyor

İÇERİKLER

Şehit Bayram Hocamız Anlatıyor;

Beni —ilmî heyete istişare için— davet ettiler.

Dediler ki:
“Medrese sonrası tekâmül yahut ihtisas için nasıl bir çalışma öngörüyorsun?”

Ben de sözü başa aldım:
“Siz nasıl bir hoca tipi özlüyorsunuz?

Bir ilmî müşkille karşılaştığında âyetten, hadisten, ibarenin altından çıkacak güçte bir hoca mı istiyorsunuz;

yoksa daha çok emr-i bi’l-ma‘rûf tarafıyla meşgul, sahaya koşacak bir tip mi?”

Bu suale kesin bir cevap vermediler.
“Şöyledir, böyledir…” diye -konuyu yuvarlayıp geçtiler-, kesin bir şey diyemediler.

Ben de kırk beş dakika boyunca idealimdeki hoca modelini anlattım:

-Metnin ağırlığından kaçmayan, delilsiz hükme yanaşmayan, usûl karşısında edebini takınan, ilmi şahsi meziyet değil emanet bilen hoca tipini-…

Dinlediler; sonra da:
“— Ohoo! O çok derin… O kadar değil Bayram Hoca.”
dediler.

Allah razı olsun, eyvallah.
Ama sözüm şu çalışmayı küçümsemek değildi.
Demek istediğim şuydu:

Gerçekte yetişmesi gereken hoca tipini düşündüğümüzde, bizim buradaki iki yıllık eğitimin o büyük hedef içindeki ağırlığı nedir ki?

Mesele tam burada.

[Mektubat Sohbeti — Şehit Bayram Hoca, Rahmetullahi Aleyh]

Hasılı;

ilme bariyer olanların sığ hevesi ile, ilim yolunda can verenlerin yüksek himmeti arasında uçurum vardır.

Heves sahipleri derinliği “aşırılık”, ciddiyeti “yük” zanneder; kendi kifayetsizliklerini ölçü yapar, ilmi budar, yolu daraltır.

Himmet ehli ise ilmin ağırlığını omuzunda taşır; bir satır uğruna ömür tüketir; ilmi şeref bilir, emanete hıyanet etmez.

Heves ilmi tüketir;
himmet ilmi yaşatır.

Ve bütün mesele burada düğümlenir:

İlim, heves sahiplerinin değil; himmet ehlinin emanetidir.