İmkânım, zamanım, yerim olsa…
Bir medrese kurarım
Derdim şu:
Benim kuracağım medresede —bir yıl mı olur, iki yıl mı olur— talebeye ilk önce sadece edep, hayâ ve konuşma teknikleri (adabı) öğretilir.
(Güzel konuşmayı, ölçülü konuşmayı, yerinde susmayı…)
Ben de tam yapamıyorum belki, ama başlangıcı yaparım; sonrasını siz mükemmele ulaştırırsınız.
Çünkü bunlar olmadan, kişi dünya kadar ilim öğrense yine de para etmiyor.
Şehit Bayram Hoca
– İlimden önce şahsiyet inşası gerekir.
Arapça, Kur’ân-ı Kerim, ilmî metinler… hepsi kıymetlidir;
ama edep, hayâ ve konuşma terbiyesi olmadan ilim, insanın kalbine yerleşmez.
Ve başka kalplere de ulaşmaz.
Öncelik, insanın kendisini adam etmesidir.
– Edep, ilmin taşıyıcı omurgasıdır.
Usûl, metod, muhakeme… bunların hepsi edeple birleştiğinde meyve verir.
Edepsiz ilim ateş gibidir; fayda değil, fitne doğurur.
– Medrese, bina yapmaktan öte, sağlam ve karakterli bir mizaç yetiştiren ocaktır.
Mesele kaybolan bir ahlâkın yeniden inşasıdır.
Bu yüzden medrese ancak edep ve hayânın hüküm sürdüğü yerde gerçek bir ilim yuvası olabilir.
Yunus Emre’nin hatırlattığı hakikat tam da budur:
Gezdim Halep ile Şam’ı,
Eyledim ilmi talep,
Meğer ilim bir hiç imiş,
İlla edep illa edep
Ve bütün bu hakikatlerin aslı ve dayanağı ise Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in beyanıdır:
“Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.”
(Muvatta’ Hüsnü’l-Huluk)
O’nun ahlâkı da Rabbimiz tarafından Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle taltif edilmiştir:
“Şüphesiz ki sen, yüce bir ahlâk üzeresin.”
(el-Kalem, 4)
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-’ya Rasûlullah -aleyhissalâtü vesselâm-’ın ahlâkı sorulduğunda verdiği cevap, bu hakikatin en veciz ifadesidir:
“Onun ahlâkı Kur’ân’dı.”
(Müslim, Müsâfirîn)
Hasılı;
İlla edep, illa edep…